-Karlar tozarken bekle
Ortalik agarirken bekle
Kimseler beklemezken bekle beni

K.Simonov
Elisa Day

Blogdrive

 

 



Wednesday, January 03, 2007:
strawberry
Saatlerdir Chopin den Nocturne For Violin and Piano yu dinliyorum. Disarida saskin mevsimin egreti lodusu savruluyor, ciseden ote gecemeyen yagmurla. Sis, pus ve artik isi bitmis yeni yil isiklarina ilisiyor arada gozum, arada da bir turlu bitiremedigim Gecenin Sonuna Yolculuk a. Bana bunaltici bir Afrika dan bahsediyor. Atesi cikip titreme nobetlerine girdikce roman kahramani, ben de ruh usumelerinden kacmaya calisiyorum. Aksamdan kalma bir melankoli var kafamda. Agir geliyor mideme, kusmak istiyorum. Iki tane Alca Seltzer diyorum karistirsam suyla, asidi yakar mi kalbimi ?
 
Uzak dosttan gelen kelimeler dusuyor sonra bilgisayarima. Gozumden iki damla gonderiyorum kendisine. Uzulme yavrum meteligimiz yok ama yagmurumuz var diyordu ya bir serseri, uzulme diyorum ben de kalbini attiran dostlarin var hala, bir lunaparkta cocuk gibi gulumseyen gozleriyle, ozlemiyle hatiramda.
Diyecegim odur ki, elle tutulamayan gozle gorulemeyen de olsa bazen, sevmek guzeldir, dahi karsiligi da varsa cocukluk hayalindeki cilekli bir pasta gibidir.
 
 
 


elisaday blogged on 03:02 pm
Make a comment  
....................
Tuesday, January 02, 2007:
gozlerim sigmiyor yuzume

 

Sevmek benim icin dinsel, cinsel, tinsel,

 

dusunsel, metafizik veya

 

astronomik bir onem tasimiyor;

 

ahlak anlayisim varolana yonelmem ve onun

 

anlamli sorumlulugunu, payima dustugunce,

 

yuklenmem konusunda adeta

 

zorladi beni.

 

Galiba 'kim' olusum da su mizahi dengede:

 

Sevgiyi once kendi icinde bul, sonra sev;

 

once insan ol, sonra yasa!

 

Tek sicak kalan kaygim

 

sevmek-sevdirmek,

 

yasamak-yasatmak kaygisi.

 

 

Kucuk Iskender

 

 



elisaday blogged on 10:42 am
Make a comment  
....................
Saturday, December 16, 2006:
Dus'e Mektuplar

 'seni anliyorum', demek buyuk bir yalandir. kocaman bir yalan. kimse kimseyi anlayamaz ve taniyamaz dunyada... var olan en saglam zirh insan vucududur. icindekileri en iyi saklayan odur. koridorlarinda birikenlerin kokusunu bile yaymaz disariya. deliliginin kokusunu, anormalliginin kokusunu duyamazsin yaninda gazete okuyan adamin, otobus duraginda. sadece gorduklerin vardir. bes duyunun algiladigi kadar anlarsin aileni, sevgilini, cocugunu. dolayisiyla herhangi bir seyi, birini anladigina, ama gercekten anladigina emin olmak, sarildiginda arkasinda ellerini kavusturabilecek kadar o seyi ya da kimseyi anlamak olaganustu bir durumdur. ve cok zaman isteyen soz konusu olaganustu iliski icin, olaganustu bir insan olmak gerekir "(H.G.)
Olaganin ne kadar ustundeyiz bilmiyorum, bildigim bir seylerin ustune cikabilmek icin hic caba sarf etmedigimiz.Bunu ogrenmeden buyuduk ya da ogrenmeyi reddederek. Ustteki ve alttaki degil yanindaki olmak, anlasilmak degil anlamakti bizim icin oncelikli olan. Ve fakat insaniz biz de. Bazen anlasilmayi da bekledik. Yuksek perdeden degildi elbet cigliklarimiz ama yine de bir duyan olmaliydi. Gudulerimiz duyanin sarmasini da istedi tabii kalbimizi ama pelerinleriyle degil, kollariyla ... Bu yuzdendir belki kurbagalarin sesini herkesten once duyusumuz ve prense donmeyecegini bile bile opusumuz.Oysa kabul etmek gerek icinde bir prens olsa da kurbaga kurbagadir, sen dunyanin en guzel yemegini yapsan da onun dili hep bir sinege uzanacaktir.



elisaday blogged on 05:10 pm
Make a comment  

Bir cok sey anlatasim var. Iki gundur kendimi cok "gercek" hissediyorum. Yumruk yemis gibi.. Biri beni sarsip uykumdan uyandirmis gibi. Oyle ozume indim, o alt katlarda kendimle karsilastim ki kelime oyunu yapacak halim yok. Ust tonlarda seyrederek "zekice" seyler soyleyebilirim, biliyorsun. Hic icimden gelmiyor. "Neyse o" olmak istiyorum.

Diyebilirsin ki neden bu durumdayken bana yaziyorsun, dostun yok mu senin? Var, zaten butun gece boyle seyler konusmakla gecti. Gunluk yaziyorum, ona da konusabilirdim. Ki zaten onunla konusabilecegim seyler yazacaklarim. Ama bu herhalde kendini anlatma, kendini tum dunyaya yayma istegi. Anlasilmak istersin birileri tarafindan. Gunluk yazmak da aslinda baska insanlara karsi atilmis "beni anlayin" cigligidir. Kimsenin anlamayacagini dusundugun icin yazarsin. Yine en buyuk caban "anlasilmak"tir. O "beyaz sayfalar"in bir insan oldugunu hayal edip yazarsin, sonra sonra insana donusur o, konusursun.

Neden sana yaziyorum "o"na yazacagim halde? Okumaktan sIkilsan bile sonuna kadar okuyacagini bildigim icin.

Gunluge yazarken o bir sey hissetmez. Sende en azindan bir "his" yaratabilecegim icin. Akil kararini sevdigim icin senin, anlayacagini dusundugum icin.

Dedigim gibi fazla anliyorum kendimi bu aralar. Tamamen safliga geri dondum. Ve fakat bu hayat karsisinda incitiyor beni. Biliyorsun, naiflik eskilerde kalmis bir deger, su zamanda zorunlu olarak burnunu biraz dikeceksin, "imaj" sahibi olacaksin. Yoksa sokmuyorsun kimseye. Ama yenik olmak degil dedigim. Her ne kadar barisIk olsan da dis sartlar bu barisIkligi senin yanina birakmiyor. Ustune ustune yigarak degerlerini seni alt ust ediyor. Ki olmaman gereken bir sey gercekten barisIksan. "Disarisi" zor. Cok iyi uyum yetenegim oldugu halde, anlayip cozup icimdeki o tarafi kolayca cikarabildigim halde zor. "kendinden kacmayan insanlar istiyorum" Sanirim bas kural bu. bukalemun olmak. Olabilenler hakikaten akilli kisiler. Ama o insanlari parcalamak, birakin onu bunu da... demek istiyorum. Gerceklerini gormek ve gerceklerimle gitmek istiyorum. O ince saz i iste herkesin.

Nette de hayatta da ucuncu bir elim olsa hepsinin maskelerini indirmek isterim. Ama bazen bunu istemiyorum bilerek ya da ben de o baloda dansediyor oluyorum. Oyun guzeldir, cok severim ama siniri belli olmali. Kacmak gudusune harcanmamali.

Rahatladim gercekten. Okudun ya da okumadin. Sana gercekten tesekkur ederim. Boyle dertlesme cesareti verdigin icin . Yok, senden bir sey beklemiyorum.

Karsilik filan.

Go Ask Alice



elisaday blogged on 02:58 pm
Make a comment  
....................
Tuesday, December 12, 2006:
love will tear us apart

 

tekduzelik aci vermeye baslayinca
ve arzular azalinca
darginliklar cogalip
duygular yesermez olunca
yonlerimizi degistirecek ve farkli yollara gidecegiz
o zaman ask,
ask yine ayiracak bizi

neden bu kadar soguk yatak odasi?
sense donmussun sirtini
zamanlamam mi yanlis
yoksa artik saygimiz mi kalmamis?
yasam boyu korudugumuz
aramizdaki cekim hala
oyle duruyor ama
ask, ask yine ayiracak bizi

uykunda mi dokuyorsun icini
kusurlarimi ortaya cikararak?
agzimda bir tat
caresizlik kaplarken her yeri
bu artik ise yaramayan
oylesine iyi bir sey mi?
ask, ask yine ayiracak bizi

 



elisaday blogged on 12:06 pm
Make a comment  
....................
Wednesday, November 29, 2006:
Cozulmus Bir Sirrin Uzuntusu

Yasamaktan ote ozur bulamayinca aska
sonuclari bir bir gozden geciriyorum
pulluklarla devrilen topragin islakligindaki can
madenlerin buharindan elde edilen buyu
bazi yasak kitaplarin verdigi dinc duygular
nelerse ki yasamak sozunu asi kilan
nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.

Denedim. Soguk sular dokunup firladim sokaklara
sorular sordum nice kara sifatlari ustume alaraktan
ipte boynum, agzim sehvet yalaklarinda
caprastim, and icip ayna kirdim
dogadan bir vahiy bekledimse bosuna
baktim aksam herkesin kabul ettigi kadar aksamdi
hic bir mesru yani kalmamisti hayatimin.

Sozlerimin anlami beni urkutuyor
boylesine hazirlikli degilim daha.
Bilmek. Bu da urkutuyor. Gene de biliyorum:
Kapanmaz yagmurun actigi yaralar cocuklarda.
.
 
Ismet Ozel
 

 



elisaday blogged on 05:49 pm
Make a comment  
....................
Monday, October 23, 2006:
bugun bayram erken kalkin cocuklar

 

Erken kalkmak icin neredeyse hic nedenim olmadi bayramlarda. Uzak diyarlarda unutulmus akrabalardik biz. Cekirdek aile dogustan hayatimiza girmis bir kavramdi, adini sonradan ogrenmis olsak da…

Memur bir ailenin cocugu olunca kaderimize buruk bayramlar dustu hep. Ilk gun kapimizi calan kimse olmazdi. Ancak oncelikli ziyaretler bittikten sonra sira bize gelirdi. Disari cikip oyun da oynayamazdik. Arkadaslarimiz henuz aile ziyaretlerini bitirip harcliklari toplamamislardi ki  mahallede kizkaciran pesine dusulsun, torpil patlatilsin. Bize bir tek yer kalirdi; pencere. Kardeslerimle dizilir cama, bayramliklariyla gecen insanlari izlerdik. Bizim de vardi ama giyip gosterecek kimse olmadigindan gunluk kiyafetlerle gezerdik.

Ancak birkac defa katilabildigimiz akraba memleketindeki bayram sabahlari boyle miydi oysa? Erkenden kalkilirdi orada. Erkekler camiye gidince evdeki kadinlar ortalik toplama, kahvalti hazirlama telasina duser, cocuklar geceden beridir ruyalarina giren bayramliklarini nihayet giyerlerdi. Babalar, amcalar donunce yemege oturulurdu. Buyuk gocmen bir ailenin bayram sabahi geleneginde kahvalti degil tavuklu bir yemek ve corba olurdu. Uzak diyardan gelen alismamis akrabalar icin ayrica kahvaltiliklar da konurdu masaya. Catal kasIk seslerine cocuk kahkahalari karisirdi. Bu fasil bitince babaanne koltuguna oturur, cocuklar onunde siraya dizilirdi. Eller opulur harcliklar toplanir, ucuncu derece akrabalarin ziyaretleri beklenmeye baslardi. Tum gun evin icinde bir ugultu olurdu. Sekerler, tatlilar, gulumseyisler ve uslu durun cocuklar birbirine karisirdi.

Nadiren katildigimiz bu bayramlarin tadini komsu evlerin onundeki ayakkabi yiginlarindan animsardik camda otururken. Durup durup ne kadar biriktigine bakabilecegimiz bir harcligimiz olmayacagindan mutevellit babam sokakta dolanan butun cocuklarin topladigindan daha fazlasini verirdi bize. Ama sokaga cikamadigimiz icin en azindan ilk gun cepte beklerdi paralar.

Yine de bizim de 'eski bayramlarimiz' oldu. Babam bes kisilik cekirdekten buyuk bir aycicegi yapmaya calisti hep. Ozenli kahvaltilar  hazirladi annem ve siraya dizildik el opmek icin. Babam elini vermedi hic, uzanip sarildi. Annem en guzel baklavalari acti. Radyoda Mustafa Kandýralý çaldý, mahalleden geçen davulcuya para atýldý.

Eski bayramlar diye baslayan cumlelerden nefret etsem de simdi geriye donup baktigimda yasadigim eksikli bayramlarin tadini aradigimi fark ediyorum. Kardeslerim simdi uzak memleketlerde. Biri hic bayramsiz bir diyarda, digeri modern bayram anlayisi icin hizmet eden, bayram tatili bilmeyenlerden. Bayramlasmak icin kahvalti sonrasini degil msn nin baglanmasini bekliyoruz. Cep telefonlarina gelen dit dit sesleri duyuyoruz kizkaciranlar yerine. Ama kim bilir belki de bir zamanlar deyince dit dit sesini ve kaliplasmis terbileri animsayacagiz bir gun.
Simdilik ben hala camdan bayramlasmaya gidenleri seyrediyorum.


Not. Son noktayi koyarken yandaki okuldan gelen torpil sesiyle gulumsedim. Bugun bayram siz yine de erken kalkin cocuklar.


 



elisaday blogged on 08:30 pm
Make a comment  
....................
Wednesday, September 27, 2006:
baska
I.
"Dun gece senin hoslandigin kadinla yattigimi sana nasil anlatabilirim?" gunlerdir bu sarkiyi dinliyorum. Gunlerdir, gecelerdir... Her sey sarkidaki gibiydi. Yoksa ben mi bir hayali gercek yapmak istemistim. Klip tadinda bir ani...
 
Tesaduftu o gece. Bir barda karsilastik. Kalabalik bir grupla birlikteydi. Ben yalnizdim. Onlara katildim. Beraber ictik, eglendik, beraber ciktik bardan. Onun evine gittim herkesle birlikte, ama evinden cikamadim herkesle. Kaldim. Nick Cave calmaya basladi. Cok sevdigini biliyordum, benim dostumdan onun sevgilisinden. Ilk defa yalniz kalan her cift gibi hayattan bahsetmeye basladik. Sonra ben konuyu cocukluguma getirdim. Biliyorum, bunu hep yaparim. Ne kadar acili bir cocukluk gecirdigimi anlatarak kendimi zavalli gibi gosteririm ne zaman bir yanlis yapacak olsam. O gecede aynini yapmaya basladim. Ama kafamin gerisindeki makine hic durmadan calisiyordu. Anilarimi seslendirirken ic seslerimi susturmaya calisiyordum. Merak ediyordum nasil bir adamdi sevistigi. Dostum, yolundan asla sapmayan, benim yapmayi planladigimi asla yapmayacak biriydi. Bunu sadece meraktan mi yaptim bilmiyorum, hala kendime aciklayamiyorum. Beynimin uyusmaya basladigini hatirliyorum.
 
Hicbir sey dusunemez hale geldigimde dudaklarina uzandim ve oldu iste. Bunu soylemek yeter mi? Olurken sarki degismisti "famous blue raincoat" caliyordu. Ne ironik...
 
Kalbimin ortasinda ince bir sizi var. Evet onun dedigi gibi " sabah oluyor, makyaj akiyor" ve ortada huzunlu palyacodan eser kalmiyor. Evden alelacele ciktim. Telefonda dostumun cevaplayamadigim cagrisi vardi. Baska cagrilari cevaplamakla mesguldum cunku. Aradim ve gece cok ictigimi ayilamadigimi soyleyip kapadim. Endiselenmisti benim icin. Titrekti sesi.
 
Gunler sonra dostuma gittim. Anlatmak zorundaydim. Icimdeki zehri disari akitmam gerekiyordu. Yoksa beni zehirleyip oldurecekti. Iceri girer girmez boynuna sarilip onu ne kadar sevdigimi soyledim. Suclu psikolojisi. Sasirdi, gulumsedi beni simsIki sarmalayip ben de seni... dedi. Her zamanki gibi ondan bundan konustuk. Gozlerimi kaciriyordum ondan, elimde olmadan. Elim titriyor, terliyordu. Nereden baslayacagimi bilemiyordum. Bir ara bana bakip iyi olup olmadigimi sordu, tuhaf gorundugumu soyledi. Ne diyebilirdim ki? Gecen gece senin asIk oldugun adamla yattigimi sana nasil anlatabilirim mi?
 
II.
Sevgili olmanin dost olmaktan farki birinde cinselligin olusu mudur sadece? Dostunla paylastigin her seyi sevgilinle de paylasir misin? Bir defasinda iliskilerden bahsederken bana bunu sormustu. Her iliskinin gerekleri vardir ve yerine getirilmedigi zaman dengeler bozulur. Bu dostlukta da, askta da boyledir demisti.
 
Aldattim onu. En yakin arkadasiyla ustelik. Soylememek soylemekten daha durustce bir davranis midir? Bilmiyorum. Onun tenine dokunurken onun tenine dokunmaktan baska bir sey hissetmedim. Hepsi bir seyin bir seye girmesiydi iste, desem beni sevmeye devam eder mi?  Peki nedir sevgiliyi sevgili yapan, diger iliskilerden ayiran? Bilmiyorum.
 
Aslinda pismanlik duymuyorum. Yani bu benim icin cok aciktigimda onume gelen bir yemegi yemek gibi bir sey. Ne yapmaliydim yani, aciktigim an onun yanima gelip karnimi doyurmasini mi beklemeliydim? Dostunun yemegini yeseydim aldatmamis olacaktim oysa. Ne farki var ki? Insanlarin cinsellige bu kadar anlam yuklemesini hicbir zaman anlayamadim zaten. Onu seviyorum, her seyden cok seviyorum hatta. Onlarca iliskim oldu ve hicbirine onunki kadar deger vermedim. Sirf baska birine dokundugum icin mi bu deger yitip gidecek?
 
Icim biraz sizliyor. Yaptigim icin degil, onun buna uzulecegini bildigim icin. Evet iste bu nedenden yapmamaliydim. Isin icine karisan seks oldugu icin degil cok sevdigim insani kiracagim icin yapmamaliydim. Ama yaptim. Kelimelerin kifayetsiz kalmasi bu sanirim. Tipki seksteki gibi... Ne ironik...
 
Gidip kapisini caldim. Gorur gormez sarilip ne cok ozledigimi soyledim. Baska ne diyebilirdim ki? Gecen gece senin dostun olan kadinla yattigimi sana nasil anlatabilirim mi?
 
III.
Cok yakin ve anlatilamayacak iliskiler kurdugun insanlarla bazen kelimeler olmadan da anlasabiliyorsun. Bu iyi mi, kotu mu bilmiyorum. Belki de bana ozgu bir seydir. 869. his.
 
Son gunlerde bu hisle yasiyorum. Sevgilimle dostum gecen gece barda birlikte eglenmisler. Bunda sasilacak bir durum yok. Daha once de olmustu. Ama simdi garip bir sekilde aralarinda bir seyler gectigini dusunuyorum. Aslinda ikisinden de boyle bir sey beklemiyorum.
 
Icim aciyor ama su an bastirabiliyorum bu aciyi. Emin degilim cunku. Bana soylemeleri mi yoksa soylememeleri mi daha dogru bilmiyorum. Hangi durumda kendimi daha salak hissederim acaba?
 
Her fedakarlik bir beklenti dogururmus. Biliyorum. Dostum icin cok fedakarlik yaptim. Ama beklentim sadece saygiydi. Fazladan bir fedakarlik mi bu? Ne yapmam gerektigini gercekten bilmiyorum. Salak olduguma ve yanlis secimler yaptigima karar verip ikisini de hayatimdan tamamen cikarmali miyim? Onca yasanan, paylasilan seyden sonra yabanci olmak. Bir daha birbirini hic goremeyecek olmak. Ya da affedip, olmamis gibi davranip, aldatmanin lafi gectigi yerlerde yutkunup, birbirimizin gozlerine bakmadan susmak...
 
Guveni seksle mi iliskilendiriyorum acaba sadece? Birine guvenmenin anlami bu mu yani? Bilmiyorum, bilmiyorum... Kafam karmakarisIk ve canim aciyor. Oyle aciyor ki bunu fiziksel olarak hissediyorum.  Peki ya ask nedir? Sadece duydugum kelimeler mi ask? Goremedigim,  dokunamadigim bir sey mi? Birinin beni sevdigini, bana asIk oldugunu nasil anlayacagim? Ben mi cok safim yoksa?
 
Bir mesaj geldi telefonuma dostumdan. "Seninle konusmam gerek, sanirim bana kizacagin bir sey yaptim. Uygun oldugunda goruselim. Beni affet" . Daha fazla bir sey duymak istemiyorum. Biliyorum artik eminim. Bana ne diyecek ki? "gecen gece senin asIk oldugun adamla yattigimi sana nasil aciklayabilirim mi?"
 

Insanin kendini onemsemesi kendi kendisinin kiralik katilidir...
 


elisaday blogged on 12:13 pm
Make a comment  
....................
Monday, September 18, 2006:
bocek-II

 

O gecenin uzerinden epeyce zaman gecti. Hic hissetmedigim kadar huzurluydum. Hayatim eskisinden daha bile renkli, katlanilir olmustu. Hatta uzun zamandan sonra bir sevgilim vardi.. Iyi biriydi, sakindi. Uysal bir kedi gibi oluyordum yaninda. Tuy yatimina seviyordu beni. Hikayeler anlatiyordu bana. Babam gibi …

 

Her seyi bilen adamlara oldum olasi hayran olmusumdur. Kucuk bir kizken babam da hikayeler okurdu bana, simartilmis her kiz gibi 'prensesim' diye cagirirdi. Aksamlari iki kadeh rakisini ictigi gibi kucaginda alirdim solugu. Tukuruklu oper sonra da anlatmaya baslardi. Bir gun elinde kocaman kolilerle eve geldi. Heyecanla kosup icinden cikacaklari beklemeye basladim. Onlarca kitapti cikan. Okuma yazmayi henuz bilmedigim icin heyecanim kursagimda kaldi. Yillar sonraysa hepsi beynimin oldu.

 

Onunla da bir kitapcida tanistik. Ayni kitabi ariyorduk romantik komedilerdeki gibi. Ayakustu konusurken kahve icmeye karar verdik. Sonra o benim sevgilim ben onun prensesi oldum. Haftada ancak bir kac gun gorusebiliyorduk. Isi yogun degildi. Bir isi, evi yoktu.. Orada burada kaliyordu. Gorusmedigimiz zamanlarda arkadaslariyla iciyor, geceyi herhangi birinde geciriyordu. En azindan benim oyle dusunmemi saglayacak kadar laf cambaziydi.

 

Bazen de birlikte icerdik ve anason kokulu agzini operken kendimden gecerdim. Ilk opustugumuzde de kokuyordu. Bir bahcedeydik ve ben ayakta duvara dayanmis duruyordum. Konusurken aniden yanima gelip optu beni  'An' donmuþtu sanki. 

 

Zamanla kokusu beni rahatsiz etmeye basladi. Bazen ter, bazen alkol, bazen de adini koymak istemedigim seyler kokuyordu. Serserilik de burnun bir yerine kadardi. Yine de ask henuz camdan kacmamisti.

Bir kac ay daha boyle gecti. Sonra bir gun adlandiramadigim kokuyu yaninda gordum. Evde sikilmis, kisa bir aksam gezintisi yapmaya karar vermistim. Bir kitapcida oturuyorlardi. O kokladikca koku da ona yaklasiyordu. Kalakalmistim oldugum yerde. Sadece bakiyordum. 'An' tekrar donmustu. Ne kadar onlari izledigimi bilmiyorum. Yanimdaki boyaci cocugun koluma dokunup ' abla iyi misin ? ' demesiyle kendime geldim. Hava kararmak uzereydi.

 

Nereye gittigimi, ne yaptigimi bilmeden kosuyor, insanlara carpiyor, gozlerini dunyaya yeni acmis bir bebek gibi bagira bagira agliyordum. Ruzgarla savrulan etegim, kostukca inip kalkan gogsum ve ucusan saclarimla gecenin gizemine karismis bir kadindim.. Evimden epeyce uzaklastigimin, bilmedigim sokaklarda pusulasini kaybetmis bir denizci gibi firtinaya dogru gittigimin farkinda degildim. Mazgala takilan topugumla kendimi bir anda yerde buldum. Kalkamadim. Ruhumdaki aciya kanayan bedenimin acisi karismisti. Gozlerimden akan yaslar asfalta karisirken tam orada, bir arabanin altinda kalarak bocek gibi ezilmeyi istedim.Ama hayat iyi dilekleri de kotulerini de kendi keyfince yerine getiriyordu. Sokagin basinda beni bekleyen adamlari gormemistim bile. Oysa adamlar coktan beni fark etmislerdi. Guluserek aralarinda konusuyor, acik bacaklarima avina saldirmak uzere sinsice bekleyen cakallar gibi istahla bakiyorlardi.

 

Cok gecmeden basima usustuler. Biri kolumdan tutup kaldirdi, digeri kalcami sIkti, kalanlarsa arsizca gulustuler. Basima gelecekleri sezmis ama felcli biri gibi hareketsiz kalmistim. Aglamaktan tukenmis sesimle bir kac defa bagirmayi denesem de sesim karanligin icinde yitip gitti. Beni tenha bir cikmaz sokaga goturup, iki cop bidonunun arasina yatirdilar. Biri kollarimi digeri bacaklarimi iki yana acarak tuttu. Sirayla, yorulana, vahsi acliklarini doyurana dek defalarca tecavuz ettiler. Ucuncu adam igrenc salyalarini vucuduma akitirken bayildim.

 

Tabii gercekte boyle olmadi. Bunlar eve donerken kafamda uydurduklarimdi. Bunu neden yaptigimi hic bir zaman anlayamadim ama gercek olaylari hayali hikayelerle tamamlamayi hep sevmisimdir.. Ve onu da hala seviyordum. Eve dondum. Yemek yaptim. Donmesini bekledim. Dondu. Alkol ve gordugum koku ustundeydi. Kucagina atladim kapidan girerken. Simsiki sarildi, optu. Kizgin degildim ona. Beni sevdigini biliyordum. Oturup yemek yedik, her zamanki gibi gulup eglendik. Sonra da yattik.Bana bir hikaye anlatti. Sonra boynumu opup senin kokunu dunyanin her yerinde gozu kapali tanirim dedi.Uyuyakalmis gibi yaptim. Bir sure sonra o da uyudu.

 

Kalbim sikisiyordu yine. Tipki o geceki gibi. Heyecan, sevinc, korku bir arada gogsumun ustunde oturuyordu. Kalkip bir sigara yaktim. Yatagin karsisindaki koltuga oturup onu izlemeye basladim. Kalbim giderek daha hizli atiyordu. Kalkip dolaptan yine o dar pantolonu, deri ceketi ve eldivenleri cikardim. Mutfaktan bir bicak alip yatagin yanina oturdum. Bir sure sonra uyanip onu izledigimi fark etti. Uzanip kendine cekti ve optu. Gulumsedim. Dogruldum. Beni sadece babam kokumdan tanir dedim. Ve bicagi hizla boynunda kaydirdim. Basi yana dustu. Gozlerini kapadim. Bu defa kan inanilmaz bir hizla bosaliyordu. Her yer giderek kizila donuyordu. Boynuna tum gucumle siktigim atkiyi bagladim. Bogazli kazagini ve paltosunu giydirdim. Kolunu omzuma atip evden disari cikardim surukleyerek. Tenha bir mahallede yasayan arkadaslarindan birinin evinin onune goturup biraktim. Defalarca ayni goruntude sizmis haliyle kaldirilmisti bu kapidan. Arabaya binip eve dondum. Yatagi temizledim. Derin bir uykuya biraktim kendimi.

 

"Gerceklik duygusu varsa, o zaman olasilik duygusu da varolmalidir "

R.Musil

 



elisaday blogged on 10:19 pm
Make a comment  
....................
Friday, September 01, 2006:
bocek-I


   Yedi yasindaydim sanirim. Oyuncak magazasinda geziyorduk annemle. Bir bebek gordum. Yuzu gulmuyordu digerlerinin aksine. Hemen elime aldim, gordum ki tek kolu dirsekten kirik ve uzerindeki elbiseye yapisIk oldugu icin oylece sarkiyor. O gune dek hic bebek istememistim. Evcilikten de nefret ederdim zaten. Annemin yanina gidip bebegi almasini istedim. Bunun saglamini isteyelim deyince yerimde tepinmeye basladim. Onu, sadece onu istedigimi oyle yuksek perde bir ciglikla soyledim ki annem tek kelime bile etmeden bebegi aldi. Tabii ozru icin kasada pazarlik yapmayi unutmadi. Benimse hic umurumda degildi. Onu kolumun altina koyup bir an once eve gitme telasina dusmustum coktan. Onu sevip oksayacak, cok mutlu olmasini saglayacaktim. Cocukluk aptalliklarindan biri iste. Neyse ilerleyen yaslarda da kisiligimde onemli bir degisiklik olmadi. Fazla iyi olusumun alay konusu oldugunu bile animsarim. 

   Sonra buyudum tabii her insancik gibi. Siradan denebilecek bir hayatim vardi, mutlu... Uc renkli kedim ve birkac depresif arkadasimdan ibaret. Ise gelip gider, film izler arkadaslarimla yemek yer, arada disari cikardim. Ayniliklarla dolu hayatimin degismeden devam edecegini sanir, dahasi bu konuyu dusunmezdim bile.
Benzer gunlerden birinde kendimde bir tuhaflik hissetmeye basladim sabah saatlerinde. Ne oldugunu anlayamiyor, adlandiramiyordum. Icim bir bahar gunundeki gibi kipir kipirdi ama ayni anda bir huzursuzluk da duyumsuyordum. Ve arada salincakta en yuksekteyken tam kalbin oldugu yerde hissedilen korkuyla karisIk heyecan kivilcimlari geciyordu icimden. Isin garibi bunlara neden olacak hicbir sey de yoktu. Oglene dogru kendimi sakinlestirmeye karar verdim. O gun ne kadar birikmis isim varsa hepsini toparladim. Calismanin tek guzel tarafi da bu sanirim. Dusunmemek icin tek yontem.

   Aksam her zamanki saatte ve bir hayli yorgun eve dondum. Yemegimi yedikten sonra biraz televizyon izleyip yattim. Fakat bir turlu uyku tutmuyordu. Koyun saymak da dahil olmak uzere her yontemi denedim, nafile. Kalkip bir sigara yaktim ve kullugu karnima koyup tekrar uzandim. Odanin alaca isiginda dumanin aldigi sekilleri bir seylere benzetmeye calisirken, o gunduz ki salincaktaymisim duygusu tekrar gecmeye basladi tam gogsumun ortasindan. Birden dogruldum ve gece lambasini yaktim. Aceleyle gidip uzerime bir zamanlar ne akla hizmet aldigimi asla cozemedigim siyah dar pantolonu ve siyah kucuk deri ceketi gecirdim. Aynaya bakarak saclarimi arkadan topladim. Birkac percem yuzume dustu. "harikasin yavrum" dedim aynadakine, agzin bes santim daha buyuk olsa angelina jolie den farkin kalmazdi. Tabii ondan buyuk kicima bakmayi aklimin ucundan dahi gecirmedim. Sigaradan bir nefes daha alip dolapta uzunca zamandir ellenmeden duran bavulu cikardim. Icinde bir otomatik av tufegi ve bir de baba yadigari ve gercekten harika bir kabzaya sahip smith wesson duruyordu. Tufegi soyle bir el gezdirip biraktim. Smith wessonu belime sokup kalktim ama kicima battigi icin oradan alip el cantama koydum. Son bir kez daha kendime bakip, deri eldivenlerimi de giyip disari ciktim. Aslinda nereye gittigim hakkinda hicbir fikrim olmamakla beraber ayaklarim beni sanki cok bildigim bir yere goturuyordu. Itiraz etmeden devam ettim. Bir bara girdim. Dogruca bir adamin masasina gidip oturdum. Adam da beni bekliyordu. Uzanip yanagimdan optu. Yanina oturdum. Kulagima egilip seninle oldugumu soylesem kimse inanmaz bana dedi. Sanirim ilk bulusmamizdi ve kendisi patronumdu. Hic cevap vermedim, ne adama ne de ic seslerime. Verecek cevabim da yoktu zaten, neden ve nasil orada oldugum hakkinda hicbir fikrim yoktu. Birkac kadeh votka icip bardan ciktik. Arabasina binip yola koyulduk. Nereye gidecegimiz sormadim. Sehir disinda, ama cok da uzak olmayan yazlik bir sahil kasabasina gittik. Uc katli bir evin onunde durduk. Inip kapimi acti. Elimden tuttu ve eve girdik. Kapiyi kapattigi gibi dudaklarima yapisti. Ben de aynen karsilik verdim. Yakindaki bir kanepeye devrildik ve sevismeye basladik. Cantami kanepedeki yastigin uzerine biraktim. Adam uzerimde bir bocek gibi debeleniyor ve giderek daha fazla terliyordu. Seri bir hareketle adamin altindan ustune gectim. Uzanip dudaklarindan operken cantamdan silahi cikardim sag elimle. Dogruldum. Adamin o pis siritisi henuz suratindan silinmemisti ki yastigi cekip suratina koydum ve tetigi cektim. Altimdaki bocek sonsuza dek hareketsiz kalmisti. Yastigi kaldirdim. Burnu dagilmisti, gozleri hala acikti. Kafasinin altina baktim kaldirip, et parcaciklari vardi etrafinda ve kanepe giderek kizariyordu. Mermi kanepenin icinde bir oyuk acmis ve tabanindaki agaca saplanmisti. Etrafini oyup bir hayli zorlanarak mermiyi cikardim. Bos kovani da bulup cantaya atti ve hizla evden ciktim.

   Kasaba neredeyse terkedilmis gibiydi. Ana yola kadar yurudum. Bir arabaya binemezdim ve bu saatte bir takside bulmam imkansizdi. Yok kenarindaki agacligin icine gizlenerek yaklasIk 35 km lik yolu yurudum. Sehre geldigimde hava aydinlanmak uzereydi. Bir taksi bulup bindim ve eve dondum. Uzerimi degistirip bir dus aldim ve tekrar evden ciktim. Ise giderken icimde daha oncekilere benzemeyen bir huzur vardi.

"mutlulugu iceri almadan once uzerini iyice aramalisin"



elisaday blogged on 10:21 am
Make a comment  
....................
Previous Page Next Page