-Karlar tozarken bekle
Ortalik agarirken bekle
Kimseler beklemezken bekle beni

K.Simonov
Elisa Day

Blogdrive

 

 



Wednesday, October 17, 2007:
goru

 

ne iyi olurdu, herkesin,
...Ben yalan soyleyebilirim,
ama sana degil..
bir SEN i olsaydi..

ne iyi


simdi herkesin bir SEN i var.
yalan soyledigi...

 

ozdemir asaf



elisaday blogged on 05:37 pm
Make a comment  
....................
Monday, September 10, 2007:
Bir Eflatun OlUm / Behcet Aysan

kirginim, sacilmis
bir nar gibiyim
sessiz akan bir irmagim
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalirim
git
dersen
kuslar da donmez, guz kuslari
yanima kiraz hevenkleri alirim
ve seninle yasadigim
o iyi gunleri,
kotu
gunleri birakirim.

ayni gokyuzu ayni keder
degisen bir sey yok ki
gidip
yagmurlara durayim.

soylenmemis sahipsiz
bir sarkiyim

belki
sararmis
eski resimlerde kalirim

belki esmer bir cocugun dilinde.
butun derinlikler sIg
sozcuklerin hepsi igreti

degisen bir sey yok hic
olum haric.
ayni gokyuzu ayni keder.

 

 




elisaday blogged on 11:13 am
Make a comment  
....................
Sunday, July 15, 2007:
e.e.cummings

I carry your heart with me
(I carry it in my heart) 
I am never without it
(anywhere I go you go, my dear; and whatever is done by only me is your doing, my darling) 
I fear no fate
(for you are my fate, my sweet) 
I want no world
(for beautiful you are my world, my true)
and it's you are whatever a moon has always meant
and whatever a sun will always sing is you
here is the deepest secret nobody knows
(here is the root of the root and the bud of the bud
and the sky of the sky of a tree called life; which grows
higher than soul can hope or mind can hide)
and this is the wonder that's keeping the stars apart 

I carry your heart
I carry it in my heart..

 

 

 

tasirim kalbini yanimda (tasirim onu
kalbimde) asla onsuz degilim (her nereye
gitsem sen de gidersin, sevgilim ve her neyse yapilan
tek basima senin yapitindir, sevgilim)
korkmam
hicbir yazgidan (cunku yazgimsin, tatlimsin) istemem
hicbir dunyayi (cunku guzel dunyamsin, vefalimsin)
ve ay daima her ne anlama geliyorsa sensin o
ve gunes daima her neyi sakiyacaksa o sensin

iste en gizli sýr kimsenin bilmedigi
(iste kokunun koku ve goncasinin goncasi
ve gogunun gogu hayat adli bir agacin; oyle ki buyur o
daha yuksege umabildiginden ruhun ya da gizleyebildiginden aklin)
bu mucizedir iste yildizlari birbirinden ayri tutan



elisaday blogged on 03:30 pm
Make a comment  
....................
Saturday, June 30, 2007:
bang bang

 

 

now he's gone, i don't know why
and till this day, sometimes i cry
he didn't even say goodbye
he didn't take the time to lie.

bang bang, my baby shot me down...



elisaday blogged on 12:14 am
Make a comment  
....................
Sunday, May 20, 2007:
CELINE-gecenin ucuna yolculuk-

 

Yolculuk etmek, cok ise yarar, dus gucunu calistirir. Gerisi yalnizca dus kirikligi ve yorgunluktan ibarettir. Bizim yolculugumuz ise tumuyle dusseldir. Gucunu buradan alir. Yasamdan olume dogru gider. Insanlar, hayvanlar, kentler, nesneler, her sey duslenmistir. Kaldi ki herkes ayni seyi yapabilir. Gozunu yummak yeterlidir. Yasamin obur tarafindadir bu.

 

...bil ki her sey midemi bulandiriyor benim ve tiksindiriyor beni. sadece sen degil!...her sey!... ozellikle de ask!...seninki de en az baskalarininki kadar... senin su yaratmaya calistigin duygularla dolu sey var ya, onun benim gozumde neye benzedigini soylememi ister miydin? o sey tam da helanin icinde sevismeye benziyor! beni annadin mi simdi?... madem ogrenmek istiyorsun soyleyeyim, sana yapisip seninle kalmam icin gidip bir yerlerden buldugun lakirdilar var ya, onlari ben hakaret olarak algiliyorum hakaret... ustelik sen bunun farkinda bile degilsin ve farkinda olmadigin icin esas namussuz sensin.... ayrica mide bulandirici biri oldugun da aklinin kiyisindan gecmiyor senin degil mi!... baskalarinin sictigi palavralari agzina sakiz etmek seni tatmin etmeye yetiyor!... bu sana yeterli geliyor cunku baskalari sana asktan daha iyi bir sey olmadigini anlatip durdular,bu numarayi hem herkesin hem de her seferinde yutacagini soylediler... ama iste ben cikip diyorum ki: bok yesin orta mali ask!... duydun mu? sokmez bana kizim... sokmez o tiksindirici asklar!... yanlis adama cattin!...yanlis zamanlama sectin, gec kaldin! artik yemezler, iste bu kadar!... iste bu yuzden bu kadar esip gurluyorsun!... sen dunyada bu olup bitenin gobeginde ille de sevismeye cok mu heveslisin yani?... butun bu gorduklerimizin!... yoksa hicbir sey gormuyor musun?... ama bence esas mesele umursamiyor olman!... romantik kadin ayaklari atiyorsun ama aslinda ender bulunan cinsten canavarsin sen... kokusmus et mi istiyorsun? ask sosuna bulanmis?... miden kaldiriyor mu?... benimki kaldirmiyor!... eger burnuna hic kotu koku gelmiyorsa ne mutlu sana! demek ki senin burnun tikali! insanin midesinin bulanmamasi icin sizin gibi hoduk olmasi gerek... seninle beni ayiranin ne oldugunu mu merak ediyorsun?...soyleyeyim, seninle beni ayiran,koskoca bir hayat var be...daha ne olsun istiyorsun?

her alanda, asil yenilgi, unutmaktir, ozellikle de sizi neyin gebertmis oldugunu unutmak, insanlarin ne derece hirt olduklarini asla anlayamadan gebermektir. bizler, mezarin onune geldigimizde, bosuna saklabanlik yapmaya kalkismamaliyiz, ote yandan, unutmamaliyiz da, tek sozcugunu bile degistirmeden her seyi anlatmaliyiz, insanlarda gordugumuz ne kadar kokusmusluk varsa, hepsini, sonra da yerimizi siradakine birakip, uslu uslu inmeliyiz deligin icine. tum bir yasami doldurmaya yetecek bir ugrastir bu.

sonucta varolusun neden oldugu en buyuk yorgunluk belki de insanin yirmi yil, kirk yil boyunca, hatta daha bile uzun sure, akli basinda kalmak icin harcadigi o olanustu cabadir, basitce, derinden kendi, yani tiksindirici, dehsetengiz, sacma olmamak ugruna. bastan veri olarak elimize tutusturulan su aksak ikinci sinif insani, sabahtan aksama kadar hep kucuk evrensel ideal, birinci sinif bir insan olarak sunmak zorunda kalmamiz ne de buyuk kabus

bu cagda hala masumiyetini yitirmeyen birileri kalmis miydi ki?



elisaday blogged on 09:22 pm
Make a comment  
....................
Monday, April 02, 2007:
before sunset

 

celine:

 " belki deliyim ama kucuk bir kizken annem okula hep gec kaldigimi soylerdi. bir gun nedenini ogrenmek icin beni takip etmis. kestanelerin agaclardan dususunu ve kaldirimlardan yuvarlanmalarini, bir karincanin yolu gecmesini, bir yapragin agactaki golgesini izlermisim. boyle kucuk seyler..."

" bence insanlar da ayni; onlarda kendilerine has kucuk ayrintilar goruyorum. bu beni etkiliyor ve ozluyorum... ve hep ozleyecegim... kimsenin yerine baskasini koyamazsin cunku herkes ozel ve guzel ayrintilardan olusur. mesela sakalinda kizillar oldugunu hatirliyorum ve gitmeden onceki sabah guneste parliyorlardi. onu hatirladim ve ozledim. gercekten delilik. sen ne dusunuyorsun. sence de cilginca degil mi? "

bazen kucuk detaylardir peri masallarina inanmamizi saglayan.

 



elisaday blogged on 04:33 pm
Make a comment  

 

Jesse:

" bunu soylemedigime pisman olabilirim. dusun simdi, bundan yillar sonra evlenmissin ve cocuklarin olmus. hayatin monotonlasmaya basliyor, kocandan sIkILIyorsun. iste o gun geriye bakip hayatina giren adamlari dusunuyorsun. ben de onlardan biriyim. farzet ki yillar sonra bana evet demedigine pisman oluyorsun ve yasayabilecegin seyleri merak ediyorsun. simdi benimle burada trenden in ve hayir dersen neler kacirabilecegimizi gorelim."

 oysa basindan bilsek de bir sonu oldugunu, hikaye sonsuza dek surecek saniriz yine de. 



elisaday blogged on 04:20 pm
Make a comment  
....................
Friday, March 09, 2007:
no future
Aksam vapurunda iki universite ogrencisinden bir sohbet. Inanilmaz ama gercek. Bir nesil nasil bu hale geldi ? Depolitizasyon baska hangi memlekette bu kadar basarili oldu acaba?
 
 
X- ben iste orta okuldayken falan korkudan kestim yaaane gorusmeyiii
 
Y- niyaa ?
 
X- ya kizim bu benim cok samimi cocukluk arkadasim felandi yaane tamam mi? ama bunun annesi yahudi babasi hiristiyanmis timam miii, bu da bilmiyormus ama annesi babasi pazar gunleri ayri ayri bir yerlere gitmeye baslayinca bu da buyuyo ya yavas yavas anlamis tabeee. sonra da durumu kabullenmis naapsin kiz yaaane. neyse ben bunlara gidiyordum evlerinde kutsal tutsu vardi. arkadasim bana anlatmisti. o kutsal tutsuyu yakinca dumani arka sokaktaki kiliseye falan gidiyomus yaane. dusunsenaaa direk kiliseye gidiyo dumaan. ben inanmamistim tabeee ama bir yakti taa kiliseye gitti duman yaane, inanamadim ben cok fena falan oldum, nasil korktum anlatamam. e bir daha gitmedim onlara. gorusmeyi kestim kizlaaa cok acayipti falan anniyon mimuua?
 
Y- tabi kiziiam ne isin var yane iyi yapmissin iyyy ben bayilirdim herhalde sen cok cesurmussun yaane.
 
they made you a moron
potential h-bomb
NO FUTURE!


elisaday blogged on 11:31 am
Make a comment  
....................
Tuesday, February 06, 2007:
Yedi Cucesi Olmayan Pamuk Prenses

 

Bir varmis bir yokmus. Uzak ulkelerin birinde bir Pamuk Prenses yasarmis. Ne var ki bu Pamuk Prenses, Yedi Cucesi olmayan bir Pamuk Prenses'mis. Bu yuzden hayatta en buyuk emeli Yedi Cuceye sahip olmakmis. Sabah aksam penceresinin kiyisina oturur, kendine yedi cuce vermesi icin tanriya yakarir, gunun birinde cikagelecek yedi cucenin yolunu gozlermis. Kapisinda Beyaz Atli Sehzadelerin bni bir paraymis; Prenslerin biri gidip, biri geliyormus ama neye yarar? Yedi Cucesi yokmus.

Prenslerin, Sehzadelerin hepsi de en buyuk vaatlerde bulunuyorlarmis kendisine, yalvarip yakariyormlarmis ama, o bunlarin hicbirini istemiyor, bu erken ziyaretcilerin hepsine burun kiviriyormus.

    "Once Yedi Cucem olsun, ben onlarla kucuk bir kulubede yasayayim. Evlerini supureyim, yerlerini sileyim, camasirlarini bulasIklarini yikayayim; sonra cadi kadin gelsin beni yerden yere calsin, siz ondan sonra gelip beni kurtarin; simdi gelmissiniz ne cikar?" diyormus.

Sehzadeler, Prensler yuzgeri donuyorlarmis Pamuk Prenses'in kapisindan. Uveyannesi ise cok uzuluyormus bu ise. Ama onun da elinden bir sey gelmiyormus. Bir turlu Pamuk Prenses'e soz dinletemiyormus. Tabii Pamuk Prenses'in bir de uveyannesi varmis. Cunku o ulkede herkesin bir uvey annesi varmis. Butun genc kizlar uveyannelerini "fena kalpli" zannederlermis. Oysa
butun uveyanneler gibi Pamuk Prenses'in uveyannesi de yalnizca bir anneymis. 

 Pamuk Prenses beklemekten bikmamis, usanmamis. O pencerenin kiyisinda solmus durmus. Yoldan her gecen kadinin sepetini "Acaba elma var mi, yok mu?" diye karistiriyormus. Her yasli kadini elmaci kadin sanmaktan, her sepette zehirli elma aramaktan kendine de gina gelmis.
Bu arada uveyannesinin meshur aynasina yalvarip duruyormus:

    "N'olur uveyanneme soyle beni ormana gondertsin, boynumu kestirtin, avci bana acisin, bir tavsanin kanini sursun bir beze.. olumu op ayna aynen bunlari soyle uveyanneme."

Gel zaman git zaman bunlarin hicbiri olmamis. Pamuk Prenses kendine yedi cuce bulamamis. Umutlari eskidikce guclenmis, icine kok salmis. Yillar haince gecmis, yaslanmaya yuz tutmus, geckin bir kiz olmus. Yedi cucelerden umudu
iyice kesmis artik; Onlari aramaktan vazgecmis. Ne var ki bu kez de artik eski Sehzadeler, Prensler de ugramaz olmuslar kapisina, penceresinin dibine.

Bu pamuk Prenses bu yuzden hicbir masala girememis. Kendinin bir masali olmamis. Gun gelmis iyice yaslanmis, cirkin bir kizkurusu olmus. Yasaminin da kendisi gibi iyice kurudugunu gormis. Saskinliklar icinde korkulara, kuskulara
kapilmis. Oysa masalindan, duslerinden de bir turlu vazgecemiyormus.Bunun uzerine masalinda yeni bir yer edinmeye karar vermis. Koluna bir elma sepeti takmis, dag tepe demeden kulube kulube dolasmaya baslamis. "Nasilsa her zaman bir pencerede yazgisini bekleyen bir Pamuk Prenses bulunur," diyormus. "Belki uzak bir kulubede, bir isIksiz pencerede bir Pamuk Prenses beni bekliyordur,"
diye dusunuyor, hic olmazsa onu mutlu etmek, zehirli elmalariyla onu ozlemlerine, duslerine kavusturmak istiyormus.

Onca yol tepmis, onca dag tepe  dolasmis. Oysa hicbir Pamuk Prenses'li pencere onu cagirmamis, her kulubeden, her kapidan geri donmus. Elmalari sepetinde kendi zehiriyle curuyup kalmis.

Disleri dokulmus, burnu uzamis, kamburu cikmisti. Artik ayaklari tutmaz olmus, siyatikleri azmis, romatizmadan her yani sizim sizim sizliyordu. Gozleri iyi secmiyor, kulaklari iyi duymuyor, beli tutmuyordu. Ama O, buyuk bir inat ve israrla dag, tas, orman geziyor, elmasindan isirtacagi bir Pamuk
Prenses ariyordu.
    (Dus uykusuna dalacakti Pamuk Prenses. Tâ ki Beyaz Atli Sehzade gelene dek.. Oysa butun masallar sonsuz bir kis uykusuna yatmislardi.)

Sonunda zamanin her seyi degistirdigine karar verip, butun dunyaya kustu. Kosesine cekildi. Yoksulluklar, sIkintilar icerisinde kirgin, kuskun gunler gecirdi. Artik kimsenin ideallere hurmeti kalmamisti. Bunu anlamisti.

Pamuk Prenses ise kendini idealleri ugruna feda etti. Olurken kendini -eksik de olsa- bir kahraman gibi hissediyordu. Bir masali bir basina yasamaya
kalkismisti.

Ve Pamuk Prenses doksan yasindayken oldu.
O kucuk kulubesinde yoksul ve kimsesizbiri olarak hayata gozlerini yumdu.

Oldugunde butun ulke ayaga ayaga kalkti. Ulusal yas ilan edildi. Bayraklar yariya dek indirildi. Cok buyuk, gorkemli bir cenaze toreni yapildi. Yurdun dortbir yanindan, yediden yetmise herkes bu torene katildi. Butun halk, Pamuk
Prenses'leri icin gozyasi doktu.

Cenaze toreninden Pamuk Prenses'in tabutunu Yedi Cuce tasidi. Daha sonra bu Yedi Cuce, Pamuk Prenses'in mezarina kapanip  "Bizi birakip da nerelere gittin?"  diye uzun uzun agladilar.

Torene ailevi nedenlerden oturu katilamayan Beyaz Atli Sehzadeler, Prensler kutlama telgraflari yollamakla yetindiler.

M.M.

 

 



elisaday blogged on 12:17 pm
Make a comment  
....................
Saturday, January 20, 2007:
fikrimin ince gulu

 

 

Bugun cumartesi saat su an 11,00. Dun saat 15.00 da Hrant Dink olduruldu. Messengardan bir arkadasim verdi ilkin, haberi. Once anlamadim. Gercekten anlamadim. Halbuki daha once yasamistim benzerlerini. Hafizamin en yakininda duran Ugur Mumcu suikastiydi. Dershanedeydim. Ders arasinda, masalarin uzerine oturmus "geyik" yapiyorduk arkadaslarla. Iceri biri girdi ve "Ugur Mumcu" oldurulmus dedi. Sessizlik… Sonra "ne, nasil yani, kim, nerede" gibi ilk anin anlamsiz sorulariyla beraber alelacele dershaneyi terk edip yakinlarda, televizyonu olan bir kahveye kostuk. Konusmadan izliyorduk. Bir araba var hafizamda, dagilmis. Ve polis kordonu. Saatler ilerledikce biriken kalabalik, karanfiller, mumlar… Birkac gun sonrasinda Konak ta baslayip Cumhuriyet Meydani nda biten bir mitinge katildim. 18 yasindaydim yanimda solcu, Kurt arkadaslarim vardi. Konak'ta bulustuk. Polis aramasindan gecerken polis cocugu oldugum yazan karti gosterdim, yuzume tuhaf bakan bir polise. Arkadaslarimin tiplerinden oturu uzun didiklemelere maruz kalmamalari icin. Gectik. Yuruyus basladi. Bir Arap bankasinin onunden gecerken, birileri bankayi taslamaya basladi. Araya polis girdi, kucuk bir arbede yasandi, arkadaslarim bu arada koro halinde polise kufrediyorlardi. Ben sadece yuruyordum.

Dunden beri yine televizyonlari izliyorum. Uzun uzun, uzerine ucmamasi icin etrafina kaldirim taslari konmus bir gazeteyle yatan bir adami gosteriyorlar. Ayakkabilari gorunuyor yalnizca. Sonra internete girip konuya dair haberler okurken o ayakkabinin altini yakin cekim gosteren fotograflara bakiyorum. Bir cok sitede bir cok insan Hrant Dink in oldurulmesiyle ilgili dusuncelerini yazmis, sonra bu fikirler uzerinden bayagi, klise kavgalara tutusmuslar. Birbirlerine kendi beyinlerini tribun agziyla yapistirmaya calisiyorlar. Hrant Dink'in son yazisindaki su cumle geliyor aklima " Bu savcilar, bu hakimler universite okumus, hukuk fakultelerini bitirmis insanlar degiller mi? Okuduklarini anlayacak kapasitede olmalari gerekmiyor mu? " Belki o hakimler, savcilar, kisiliklerini bir yerlerde unutmus insanlar ya da fikrini ayakkabisinin altinda delik olan adam kadar cesaretle soyleyemeyecek olanlar derin durtuklemeler yasiyorlar. Ya digerleri? Orada burada takma adlariyla fikir beyan edenler? Onlarin okuduklarini anlayacak kapasitede olmamalari neden? Dun bir arkadasim gonderdigi mesajinda soyle demisti: "80 sonrasi donemde egitim gormus birisi olarak, benden yasca buyuklere hep bir kizginligim oldu. Hele ki bizi elestirmeye kalktiklarinda, "80'de nerdeydi akliniz? kendimiz mi geldik bu hale? hepiniz pasa pasa kabullendiniz, sesiniz cikmadi o zamanlar da, simdi bize mi soylenip duruyorsunuz..." diye. ya simdi, biz ne yapiyoruz, yapabiliyoruz...biraz daha bilinclendikleri zaman, hesap sormaya haklari olmayacak mi bize, bu hale gelirken, nerdeydiniz demeyecekler mi...iste o zaman ne cevap verecegimi bilemiyorum...cunku bir cozumum, en azindan su an, yok...senin var mi?" Ne yazik ki benim de verecek bir cevabim yok. Okuduklarini anlamalari, anladiklari uzerine dusunmeleri, fikir uretmeleri icin ne yapmam gerektigini, kendi isIklariyla aydinlanmalari gerektigini nasil ve nerede anlatacagimi bilmiyorum. Umutsuzluga dusuyorum. Kalbim bir kez daha aciyor.

Benim aklimdan gecen sadece su var. Biz bu ulkenin Ermenileri, Turkleri, Kurtleri, Yahudileri. Biz ne zaman bu hale geldik? Neden elini uzatip boynunu sarmak varken, elini uzatanin boynunu sIktik? Biz neden sagir olduk birbirimize? Neden kulagimiza yabanci gelen her kelimeyi anlamaya calismaktansa, nefretle savusturduk? Biz neden bu hale dustuk?

Korkarim ki yakinda biz'de gidecegiz, bizi de gonderecekler Muammer Aksoy un, Ugur Mumcu nun, A.Taner Kislali nin, Hrant Dink in ardindan. Belki sadece kisiliksiz benler olarak fiziken kalacagiz ama BIZ gidecek?

 




elisaday blogged on 11:52 am
Comment (1)  
....................
Next Page